Anasayfa » Makaleler »
 İç Âlem, dış çevre
İÇ ÂLEM, DIŞ ÇEVRE
Tarih : 06.06.2020 12:09:00
Okunma Oranı : 247





















İÇ ÂLEM, DIŞ ÇEVRE

      Dış aleme, bilimin varabildiği yere kadar baktığımızda, uzayın çok geniş bir alan olduğunu ve az bir kısmının çözüldüğünü, çoğu yapı ve sistemin hala çözüm bekleyen, aslında belli bir dengeye göre yaratılan, ama bize çok karmaşık gelen kompleks sistemler bütünü olduğunu görürüz. Uzayın derinliklerinde acaba neler bulunmakta. Gezegenler ve başka galaksilerde yaşam var mı? Belki de uzayın derinliklerinde bir yerlerde, yaşam koşulları dünya üzerindeki canlılara uymayan, ama orada hayatlarını sürdüren varlıklar vardır kim bilir. Görme ve duyma eşiklerimizin içinde olmayan, ama gerçekte yaratılmış bulunan varlıklar da olabilir. Kara deliklerin yapısı, uzayın en dış sınırı vs…  İç aleme baktığımızda, onunda dış alem kadar alabildiğine geniş, karmaşık, hala çözüm bekleyen derinliklerin olduğu, en güzel biçimde yaratılan, muazzam bir yapı olduğunu görürüz. Bu kısa benzetmeden sonra, dünyadaki dış çevrenin insan üzerindeki bazı etkilerini kısaca anlatmaya çalışacağım.
      Madde uğruna maneviyatın terk edilmesi ve terk ettirilmesi ciddi bir hatadır. Birileri her nedense gereksiz yere sürekli insanları makinalara benzetmektedir. Oysaki insanlar doğanın zorlu şartlarıyla mücadele ederek daha dayanıklı ve çevik bir vücuda sahip olabilirler. Doğanın çetin şartlarıyla mücadele etmek, vücudun tüm fonksiyonlarını aynı anda harekete geçirir. İnsanlar çalıştıkça kasları güçlenir, daha dayanıklı bir yapıya kavuşur. Ama makinalar çalıştıkça körelir, bozulur. O uçsuz bucaksız iç âlemimizdeki yapıları tefekkürle güçlendirdiğimizde, sağlam bir maneviyata, çelik gibi bir iradeye sahip olabiliriz.
      Kapitalizm her geçen gün birilerini daha zengin etmek uğruna çalışanları metalaştırmaktadır. Bunun belki de en bariz örneklerini özel şirketlerde bulabiliriz. Maalesef özel şirketler de çalışanlar birer ekip değil, rakiptirler. Öyle olmak zorundalar. Çünkü kendilerinden daha iyi ve daha ucuza çalışabilecek birileri gelirse, mevcut çalışanlar, bir kılıf uydurulup kapının önüne konabilirler. Şirketin karını bir tık yukarı taşımak uğruna ailesinden, uykusundan kısacası hayatından feragat etmek zorundadırlar. Bu durum çağımızın, özellikle metropollerde yaşayan insanlara, yüklediği çağdaş köleliktir. Yöneticiler ve işverenler, çalışma şartlarını ve saatlerini yeniden düzenlemeleri gerektiği kanısındayım.
      Aexis Carrel “Ahlak olmayınca zekâ çöküyor görünmektedir. En mutlu ve faydalı insanlar entelektüel ve ahlaki faaliyetler bakımından ahenkli bir bütünlük arz eden insanlardır” der. İnsanlar her halleriyle bütünlük içinde olmalı ve bunu yaşam tarzı haline getirmelidirler.
      Maneviyatı zayıf, iç dinamiklerini keşfetmemiş veya güçlendirmemiş insanların huzurlu olmaları çok zordur. Biyolojik hastalıklara, özellikle de manevi hastalıklara karşı doğal dayanıklılığın en tabii yollarından biriside doğa ile hemhal olmaktır. Toprağı, kokusunu duyarak ve dokunarak işlemeli, fidan dikmeli, odun kırmalı, bostan ekmeli, bahçede vakit geçirmeli, tarla ekip biçmeli, çiçek yetiştirmeli, Yaylaya çıkıp doruklardaki oksijeni solumalıyız. Yaylaların yokuşlu ve engebeli, aynı zamanda farklı renk ve kukusu olan, yeşillik ve çiçeklerle dolu arazilerinde dolaşırken, önümüze çıkan sarp engelleri aşmalı, şırıl şırıl akan, doğal, berrak ve soğuk suyundan içmeliyiz. İçimizi huzurla dolduran bu görsel şenliğe kuş sesleri eşlik ederken, Yaratanın bize sunduğu doğal ve şifalı bitkilerinden faydalanmalıyız. Fizyolojik olarak dayanıklı olmamızı sağlayan bu doğal yapı, ruhumuzun denge ve huzurunu sağlar. Tabiatın cömertçe sunduğu bu doğallığı modernizm size sunmaz veya parayla sunar.
      Konfor insanlara genelde rahat ama monoton bir hayat sunar. Düşünün milyonluk akıllı evinizin içinde bir kumandayla her işinizi yapabilirsiniz. Ama bütün yaşam alanınız 150 metrekaredir. Monoton ve hareketsiz bir hayat.  Monoton ve hareketsizlik insanı körelten, gelişmelerini engelleyen unsurlardır.
      İbn-i Haldun “Coğrafya kaderdir” der. Yaşadığınız yer ve hayat, yaşantınızın her alanına sirayet eder. Metropolde, zamanında yetişmek için, güneş doğmadan AKBİL basıp işe giden, iş çıkışı trafik yoğunluğundan ancak gece eve varıp, bir iki lokma yiyip, sabah erken kalkacağı için hemen yatmak zorunda olan insanların nasıl bir yaşam tarzı olabilir? Tamamen standart hale gelen hayatlar. Ama bir robot gözüyle bakılan, çalışma ve yaşam tarzları olumsuz yönde değişen insanların, bir süre sonra iç dinamikleri de çöker. Sonuç, huzurun ve doğallığın betonlarına karıştığı gökdelenler, plazalar, holdingler, kutu kutu dizilmiş rutubetli duvarlar. Diğer yandan psikolojisi bozuk, agresif, uykusuz, bürolarda sıkışıp kalan, monoton bir hayatta kendilerini bulan yığınlar. Yeri gelmişken söyleyelim. Maddiyatçılık ve menfaatperestliğin insanları ve devletleri sardığı günümüz dünyasında, modern hayatın bayağılığı, adiliği ve bunların savunucuları, estetik, sanat ve güzelliği sevenleri, hayatta paradan daha değerli vasıfların olduğunu bilen, bu vasıflara değer veren duygulu insanları bazen üzmekte ve basitlikleriyle bu insanların kırılmalarına sebep olabilmektedirler.
       Sonuç olarak, yüzeylerine, yapay, göstermelik yeşillikler serpiştirilen, taş duvarlar yükselirken, insanilik ve insan şahsiyeti erimekte ve yok olmaktadır. Dış alemdeki uçsuz bucaksız uzaydaki yapılar gibi, İç dünyamıza yer edinen sonsuz manevi dinamiklerimizi, dünyadaki basit maddiyatlara ezdirmemek umuduyla…
      Selam ve dua ile kalınız…
 
                                                                                                                                                                    Adil KIYAK
12/03/2020
Yazı ile ilgili bütün sorumluluklar yazarın şahsına aittir!
ALT SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
Şehir :
::
TAKVİM