Anasayfa » Köşe yazıları »
 Emine yıldız sarıhan
Emine Yıldız SARIHAN
Tarih : 14.04.2019 19:02:17
Okunma Oranı : 308
                               OKULLARDA FELSEFE DERSİ OKUTMAK

    Felsefe kelimesi; sözlük manası itibariyle, hikmet, bilgelik, bilgelik sevgisi, hikmet arayışı anlamlarına gelir. Genel anlamda ise felsefe; varlık, bilgi, değer alanlarıyla ilgili soruları akla uygun, objektif, tutarlı ve eleştirel biçimde değerlendirip evreni ve var oluşu anlama çabasıdır. Ancak, akla uygunluk çerçevesi içinde, metafizik (Tanrı, ruh, ölümsüzlük….vs.) ile alakalı kimi konularda istediğimiz kadar kafa yoralım elle tutulur, görülür somut veriler elde etmek mümkün değildir. Kökten her şeyi maddeye dayandırmak, görüleni dokunulanı kabul; görünmeyeni ise ret etmek insanı bir çıkmaza götürür. İnsandan kaynaklanan bu çıkmazlar ise felsefeye mal edilemez.

    Felsefe, merak ve hayret güdüsüyle özgür bir düşünce ortamı, sorgulama muhakemesi oluşturma çabasıdır. Dini inanç ve eylemler üzerinde, kültür ve alışkanlıklar üzerinde, ideolojiler üzerinde sorgulayıcı düşünme sanatıdır. Hazır olan bilgiyi alıp kabul etme değil, bilgiye ulaşma noktasında insanın akli melekelerini harekete geçirme sanatıdır.

    Müslüman toplumlarda, özelikle felsefenin dinsizlik ile eşdeğer kılınıp reddedilmesi anlayışı bu toplumlarda taklidi olan bir inanç alışkanlığını geliştirmiştir. İnsanlar, atadan- babadan neyi aldılarsa onu uygulamış ve ona inanmışlardır. Oysa ki Kur’an, bu tür inanç şekillerine karşı, ısrarla “Ya atalarınız yanlış yolda iseler….”  şeklinde vurgu yaparak insanlığı uyarır.  

    Eleştirici ve sorgulayıcı bir düşünceye sahip olan nesillerin aklı kendilerine aittir. Akıllarını orta yere koyup birilerinin ellerine bırakmayan güçlü bir nesil, kendi inancına, kültürüne ve değerlerine sahip çıkmasını bilendir. Aklı ile kendisine sunulan bilgiyi işleme yolunu tercih eden insanların dış etkenlere karşı daha savunmacı ve daha sağlam duruşları mümkündür. Bu anlamda, özelikle, lise gençliğine felsefe derslerinin okutulmasının din dersleri kadar önemli olduğu inancındayım. Aksi taktirde uyuşuk, sahip olduğu değerlerin farkına varamayan, isteyenin istediği şekilde etkileyerek kendi tarafına çektiği insanlar çoğalır. Bunun da insanlık için bir hezimet olduğunu unutmayalım. Hazır bilgi ile uğraşanların aklını harekete geçirecek bir olguyla karşılaştığında zorlanarak artık inkarı seçtiğini, bunun kendisine daha kolay geldiğini biliyoruz. Araştırmacı bir ruha sahip olanların ise bilim, felsefe ve din üçlemi içerisinde daha elle tutulur deliller elde ederek inancında sağlam durduğu kanaatindeyim.

    Din, Allah’ın yarattığı evren üzerinde düşünmemizi; bilim, doğa yasaları üzerinde kafa yorarak gözlem ve deneye dayalı bir takım bilgilere ulaşma çabasını; felsefe ise sistematik bir şekilde elde edilen bilgiler üzerinde akıl yürütecek şekilde hakikate varmamızı sağlar. Aklı veren Allah, evreni yaratan Allah ve dini gönderen Allah bunlar arasında çelişme, bunlardan birinin diğerini ret etme gibi bir şeyi dilemez.

     Bilinen bir gerçek ki, yüce Allah taklidi imanı hoş görmez. Kulundan tahkiki imanı bekler. İşte, tam da bu noktada felsefe devreye girer. Felsefeyi din ile çatıştırıp ya dini inkara ya da felsefeyi reddetmeye yönelten düşünceyi eleştirmek durumundayız. Çünkü öteden beri süre gelen bu yöndeki söylemler, baskın olan güçlerin ezberini yapmak dışında bir şey değildir. Bunun ucu Allah’ın dilediği dine değil, insanların inanmak istediği bir din olgusuna bizi götürür. Oysaki, Kur’an’ı Kerim’de Musa Peygamber’in merakına cevap verilir. İbrahim Peygamber’in arayışı övülür. İnsana sık sık “….siz hiç akıl etmez misiniz?, Siz hiç düşünmez misiniz?….”benzeri ayetlerle vurgular yapılır. Bununla, Kur’an’ın ayetlerine bakarak dedikleri üzerinde düşünüp demek istediklerine ulaşmamız beklenmektedir.

     “….Yeryüzünde dolaşıp bakın da, Allah yaratmaya nasıl başlamış görün.” Yine “…bunda düşünen bir topluluk için elbette ibret alınacak örnekler vardır.” manalarındaki ayetlerle düşüncenin yolu açılır. Yüce Allah, bakışlarımızı evrene, kainata, bitki alemine hayvan alemine, insanın embriyodan böylesine mükemmel bir varlık olarak meydana gelmesine kadar bir çok örneklerle aklı harekete geçirmemizi emreder. Muhakeme yeteneğimizle, doğru olan bilginin (vahyin) maksadı anlatılmak istenir. Vahiy olgusunun insan düşüncesini bir tarafa iten bir şey olmadığı kast edilir. Dogmatik bilgiden ziyade, hikmetli bilgiye ulaşmanın önü açılır.
    
    Öğrenci felsefeyi, dinsizlik olarak değil, din-felsefe uzlaşmasının farkına varacak şekilde hakikati algılamalıdır. Önceki kuşakların, önyargılarını miras bırakarak bunu dinsizlik şeklinde toplumlara aktarması, maalesef bu derslerin birbirlerine zıt olgular olduğu düşüncesini yaygınlaştırmıştır. Bunun sonucunda da muhakeme yeteneğinden yoksun, düz mantıkla hareket eden bir nesil var ola gelmiştir. Bunu değiştirmek, ancak, sağlam duruşlu nesillerin varlığıyla mümkündür. Hassasiyetle ele alınan bir eğitim programıyla, insanların Allah’ın dilediği şekilde arayış, sorgulama, muhakeme yoluyla bilgiye ulaşması zor olmayacaktır. Aklı nasıl kullanacağımız yönünde felsefeden yararlanmayı ihmal etmemeliyiz.

    Felsefeyle insanın buluşması, aklını kullanarak ya inancını kazanmasına ve kuvvetlendirmesine ya da her şeyi akla dayandırarak imanını kaybetmesine neden olabilir. Eğer bu şekilde imanımızın gideceğinden korkarsak, biyoloji profesörü Sinan Canan’ın deyimiyle “Bir şeyler öğrenmekle gidecek olan imanın varsa, bırak gitsin. Dönerse senindir.”
                                                                                                                                               
                                                                                                        



Yazı ile ilgili bütün sorumluluklar yazarın şahsına aittir!

SOSYAL MEDYA HESAPLARIMIZ
HABERLER
TAKVİM
NAMAZ VAKİTLERİ
Şehir :
::