Anasayfa » Köşe yazıları »
 Emine yıldız sarıhan
Emine Yıldız SARIHAN
Tarih : 15.02.2019 16:53:54
Okunma Oranı : 293

                                                 







                                               


                                                FEMİNİZME BAKIŞ

      Genel tanımı ile feminizm, kadınların birey olma çabalarını ifade etmektedir. Özellikle 18. yüzyıldaki felsefi tartışmalar, kadın dünyasında gelişmelere ve modern feminist düşüncenin doğuşuna katkı sağlamıştır. Bu yüzyıldaki tartışmalara katılan kadınların bir grup oluşturması ve yazıyı bir araç olarak kullanmaları ile feminist düşünce sistemleşmeye ve 19. yüzyıldan itibaren özgün teoriler üretmeye başlamıştır. Feminist teoriler, kadınların ataerkil toplumsal düzen yapısı içinde değersizleştirildiklerini varsaymakta ve bunun nedenini sorgulamaktadırlar. Feministlere göre, kadınların olmadığı yerlerde eşitsizlik kaçınılmazdır. Çağdaş Feminist görüşler kadın taraftarlığı bakış açısıyla, insan tecrübelerine yeni bir anlam vermeye çalışmaktadır. Bu bilgiler, kadınların her zaman ezilen taraf olduğunu ve boyunduruk altında yaşamak zorunda bırakıldıklarını göstermiştir.
       Batı macerasında kadın konusundaki yaklaşımlara bir göz atacak olursak, Hıristiyanlığın, Yunan ve Eski Roma kültüründeki "kadının ikinci sınıf bir varlık" olduğu anlayışını düzeltmemiş olduğunu, hatta kadının aşağılanmasının Hıristiyanlıkta daha da güçlendiğini görürüz. Kadın öylesine kötülenmiştir ki 6. yüzyılda Mason meclisinde kadının ruhu var mı, yok mu diye ciddî bir şekilde tartışılmıştır. Kadınlara bakış açısı itibariyle bütün ilahi dinleri aynı kefeye koymak, feminist hareketlerin büyük yanılgısı olmuştur ve “erkek egemen” diye niteledikleri, yalnızca erkeğe mal edilmiş, erkeği kollayıp gözetiyor saydıkları dinleri de suçlayarak reddetmişlerdir. Kadınları ezen ve kişiliksizleştiren Batılı yasaların kaynağı böylelikle ilahi dinleri hedef olarak göstermiştir.
 
       “Batıda Aydınlanma Çağı” felsefesinde kadının unutulması veya bu felsefede yer almaması, onların kendi hayatlarındaki problemleri sorgulamalarına neden olmuştur. Batıda kadın kazanç getiren işlerden uzak tutulmuş ve yaptığı iş karşılığında erkek ile eşit ücret alamamıştır. Kimi mesleklerden (tıp, hukuk, teoloji gibi.) de dışlanmışlardır. Batıda bu sıkıntılarla yaşayan kadınlar,  erkeklerle aynı akla ve ruha sahip olduklarını savunmuş, sadece erkeklerin isteklerine boyun eğmeyen bağımsız ve en nihayet oy kullanma haklarına sahip olmak için mücâdele etmişlerdir. Uzun süren mücadeleler sonunda Batıda kadınlar, Fransız devriminden sonra haklarını kazanmaya başlamışlardır. Bu teorinin en önemli çalışması 1792 senesinde Mary Wollstonecraft tarafından yapılmıştır. Onun “Kadın Haklarının Savunusu” adlı eseri daha sonra feminist düşüncesi için esas eser olmuştur.
       1945 senesinde Birleşmiş Milletler Temel Sözleşmesine cinsiyetlerin eşit olduğu maddeleri eklenmiş, Birleşmiş Milletler’in 1948 tarihli İnsan Hakları Bildirisi’ne evlilikte kadın erkek eşitliği, ailenin korunması ve ücret eşitliğine de yer verilmiştir. Fransız (1946, 1958) ve İtalyan (1947) Anayasalarında eşitliğe ilk kez yer verilmiştir. Kadınların seçme ve seçilme hakları 20. asrın başlarından geriye gitmemektedir. Birçok Batı ülkelerinde kadınlara tanınan bu hak daha sonraları verilmiştir. Batı, bünyesinde barındırdığı bu toplumsal sorunları feminizmle aşmaya çalışmış, fakat daha büyük sorunlarla karşılaşmıştır. Bir taraftan kadınlara hak tanırken, diğer taraftan hak tanımada abartılı davranmış, bunun sonucu kadınlar da kendi hakları konusunda aşırılığa giderek evliliği, kadını baskı altında tutan bir ilişki şeklinde görerek, bu kurumu reddetmişlerdir. Bu akım yer yer toplumlar üzerindeki etkisi ile gündeme gelmiş ve kadın potansiyelini harekete geçirmiştir.
       1980’den itibaren İslam Dünyası’nda da Müslüman kadınlar hem içinde bulundukları siyasi-sosyal yapıları sorgulamaya hem de gelenek ve dinlerinde kendilerini rahatsız eden meseleleri ele almaya başlamışlardır. Entellektüel müslüman kadınlar, toplumsal cinsiyete atıf yapan ayetlerin geleneksel yorumlarına karşı bir duruş olarak, bu ayetleri, kadın ve erkeğin kamusal alana eşit katılımını ve sosyal-siyasal eşitliğini kapsayan daha belirleyici ayetler ışığında okumakta ısrar etmeye başlamışlardır.
       Bu bilinçle bağlantılı olarak, Nisa Sûresi 34. ayette yer alan kavvâmûn (hakim/koruyup gözetme) ifadesinin erkek bakış açısıyla, erkeklerin kadınlardan üstün olduğu şeklinde bir anlayışın gelişimine uygun şekilde yorumlandığı üzerinde durulmaktadır. Sorunlar, erkek yorumcuların ve âlimlerin tavrının genellikle kadının ötekileştirilmesi şeklinde gelişmektedir. Kadının yaratılışı, Havva’nın günah vesilesi olarak tayin edilmesi ve buna bağlı olarak ileri sürülen hadisler bu anlayışın göstergesidir.
       Müslüman kadının konumu tartışması, kısa bir süre içinde İslam ülkelerinin batılılaşma yanlısı aydınları tarafından da sürdürülmeye başlanmıştır. Erkekler, kendi düşüncelerinin tutarlılığını ispatlamak için, “kendi modellerine uygun” kadın tiplerini birer örnek olarak toplumun önüne çıkararak, kadını kendi değer yargılarına göre disipline etmeye çalışmışlardır. Oysa İslâm, kadına layık olduğu konumu vermiş, erkek ve kadının kendilerine has sorumluluklarını bildirmiş, toplumda erkek ve kadının haklar mevzusunda birbirlerini dengeleme yoluna gitmiştir. Kadın ve erkek, bir sistemi çalıştıran, bu sistemin hareket mekanizmasını sağlamaya yarayan iç içe geçmiş dişli iki çark gibidir. Birinin arızası diğerinin fonksiyonunu gerçekleştirmesine engel teşkil eder. Bu anlamda fıtrata aykırı söylemler ve icraatler insanlığın arızası hükmünde düşünülmelidir. Hukuki yönüyle mevcut olan bir eşitliğin yanı sıra bunu zorlama olarak fiziki alana da kaydırmanın insan hayatına bir katkısı yoktur. Kadının aile içerisinde nesil büyüten annelik rolünün küçümsenmesine neden olan feminist söylemler   temelde ilahi hitaba yönelik inkarın bir tezahürü olarak değerlendirilmelidir. Kur’an’da bir surenin nuzülüne sebeb olan bir kadın, hukuki durumunu Allah Resulü’ne arz etmiş; O da buna verebilecek bir cevabının olmadığını ifade etmiştir. Mücadele Suresi işte bu şikayetin Allah katında verilmiş cevabıdır. Kadının İslam’ın altın çağındaki konumu onu hiçbir alanın dışında tutmamıştır. Gerektiğinde halifeleri dahi eleştirmeleri onların siyasi gelişmelere de kayıtsız kalmadığının ve düşüncelerinin önemsendiğinin bir göstergesidir. Müşriklerin, mü’minleri Hacc vazifesinden engellemeleri üzerine, Ümmü Seleme’nin önerisi ile ashab ve Resül’nün bir sorunu çözmeye çalışması da verilmesi gereken bir diğer örnektir. Hakikat böyleyken hala Avrupa dünyasının doktrinleri ile ortaya çıkmak şaşırtıcı bir şeyden ileri gidemez. Halbuki,  Batı dilinde kadın anlamına gelen Femina (Female), Latincedeki “Fe minus” kelimesinden gelmekte olup “ inancı az ve zayıf” anlamına gelmektedir. İslam dünyasında da buna benzer sözler, maalesef, Allah Resulü’ne isnat edilerek (kadının aklı ve dini eksiktir… vb.) bu konuda toplumu ifsat edici yönelişlere zemin hazırlandığını unutmamalıyız.
       Kur’an, kadın-erkek bütün insanlığa gönderilen ilahi bir kitaptır. (Enam/ 130).  Kur’an’a göre, kadın yaratılışta erkek gibidir. Her ikisi de aynı maddeden yaratılmıştır. Bu konuda bir ayırım olmamasına rağmen konuyla ilgili ayetler değişik şekillerde tefsir edilmiştir. Yapılan Bu tefsirlerin niteliğine baktığımızda açıklayıcı anlamda dayandıkları rivayetlerin Resulullah’ın hayat tarzı ve icraatleriyle bağdaşmadığını görüyoruz. Ehl-i Kitab’ın yorumlarına onlardan daha çok sahip çıkan İslam ulemasının bu yaklaşımı “kadın konusunu” yıllar boyu intikal eden bir sorun olarak günümüze kadar taşımıştır. Allah Resulü’nün döneminden Raşit Halifeler Dönemi’nin sonuna kadar devam eden Asr-ı Saadet uygulaması daha sonraki dönemlerden itibaren bozulmaya ve kadın olgusunun ötekileştirildiği bir toplum anlayışı gelişmeye başlamıştır. Geleneğe ait veriler, Yahudi kültürünün kalıntıları da dahil olmak üzere, itina ile saklanmıştır. Ayrıca, İslam dünyasının sınırlarının genişlemesiyle birlikte karşılaşılan kültürlerin de, müslümanların yaşayışı üzerinde önemli ölçüde etkisi olmuştur. Böylece kadınların sosyal hayattaki yerinin düzenlenmesi amacıyla teorik birtakım düzenlemeler de ortaya çıkmıştır. Bunların en önemlisi kadının toplumsal hayata çıkmasının fesada yol açacağı endişesi olmuştur. Özellikle, halk arasında aile içi ilişkiler bağlamında şekillenen kadın-erkek diyaloğu, Kur’an ve sünnet çizgisiyle örtüşmeyen bir düzeyde gelişmiş ve devam etmiştir.
       Tarih boyunca kadın ya geleneksel yaşam tarzlarının ya da batı dünyasının feminist düşüncesinin yaklaşımlarına göre şekillendirilmeye çalışılmıştır. İki yaklaşımda da ona bir değer biçme yoktur. İkisinde de hayatına ve düşünce dünyasına uygulanan bir ipotek söz konusudur.  Ataerkil toplum uygulamalarından kaçan kadın Avrupa felsefesine sığınma ihtiyacı hissetmiştir. Bunun neticesinde saldırgan bir tutum ile ortaya çıkan kadının aslında hala kendisine ait bir ifadesi yoktur. O, yalnızca kendi üzerinden inancını toplumlara yaymak isteyen güçler için bir ara kablo vazifesini yürütmektedir. 
 
       Bugün için artık kadının çalışması, annelik görevi; siyasi, sosyal ve ekonomik hakları, kamusal alanda nasıl var olabileceği ile ilgili yapılan tartışmalarda erkekten çok kadının söz sahibi olması ve kendisi hakkında yapılan tartışmalara kendisinin cevap vermesi gerekmektedir. Kamusal alanda çalışan hanımların mesai saatlerinin erkekle eşit kılınması görünürde bir eşitlik ise de bunun temelde aile yaşantısını sarsıcı ve kadını yıpratmaya neden bir unsur olduğu unutulmamalıdır. Müslüman toplumların anne, çocuk, aile ve sosyal yaşam konularında kurması gereken denge insanları kendine yakışır bir medeniyetin kurucuları kılacaktır.  Özellikle yaşadığımız coğrafyada, sahih anlayışı canlandırmak isteyen müslümanların Kur'an'ın konuya yaklaşımını ve bunun nasıl sosyalleşmesi gerektiğini düşünmesi ve bu konuda tezler geliştirmesi gerekmektedir. Bu yüzden üzerimize düşen görev, düşüncelerimizi Kur'ani doğrultuda yönlendirerek doğru pratikleri yaşamaya çalışmaktır.



    Yazı ile ilgili hukuki sorumluluklar yazarın şahsına aittir!

YEMEN'E BİR UMUTTA SİZ OLUN
HABERLER
TAKVİM
NAMAZ VAKİTLERİ
Şehir :
::